2 Aralık 2010 Perşembe

Nereden?

Ne anladım? Neden? Nasıl? ve Niçin?

Aslında hepimiz tek bir soruya yanıt arıyoruz: Nereden?

Çünkü "Nereden?" aslında yukarıdaki bütün soruları içine kapsayan bir soru. Sadece bir "Nereden?" sorusuyla karşınızdakinden diğer soruların cevaplarını da alırsınız ister istemez.

Bir kız nereden sevilir? Veya karşı cinse nereden ilgi duyarız? Sanki bizden bir beklentileri varmış gibi hareket ederler. Sürekli beklentileri en olağan düzeyde karşılarız bizler. Karşı cins demek, karşısında dimdik duracağımız bir varlık demek. Öyle ya da böyle, bir taraf çöktüğünde karşındaki de çöker. Çünkü karşı cinsin karşısında dimdik durmak, karşılıklı sadakat, şeref ve haysiyettir. Karşı cinsin karşısında dimdik durmak, karşılıklı sıcak bir iletişimdir, bağdır. Karşı cinsin karşısında dimdik durmak, karşılıklı dengedir, güvendir. Bir tanesi eksik olursa, taraflardan biri çöker, zincirleme reaksiyon başlatır. Karşı cinsin eksikliği, sizin eksikliğiniz haline gelir. Eksiklik yamultur. Dimdik duramazsınız. İşte bu eksikliklerle karşılıklı dimdik durma çabasına sevgili halkımız aşk adını vermiştir.

İnsanlar o kadar eksiktirler ki, dimdik durmak, bırakın çabalamayı 4 bir yandan destek alsalar yine de imkansızdır. O zaman bu çaba Neredendir?

Arada tek tük vardır örnekleri; tek bir kişidir milyonlarca insan arasından gözünle gördüğün o dimdik insan. Sadece sen görürsün, o dimdik durmaktadır. Ayağa kalkabilmek için ona tutunursun, ayaktaysan daha fazla tutunmana gerek yoktur artık. Ama o seni her halukarda ayakta tutmak için çalışır çabalar aman düşme diye. O seni sürekli kendisini aşağı çektiğini düşünür, sende gerçekten çekersin. Ayakta kalma savaşında taraflardan biri diğerini ayakta tutuyorsa veya iki tarafta aşağı çekilirse, halkımız buna da aşk demiştir.

İnsan o kadar egoisttir ki, aşağı çekilmeyi veya 2 kişi ayakta durmayı kendilerine kabullenmezler hiç bir zaman. O zaman bu çaba Neredendir?

Neredendir bütün bu cesaret, sadakat; bu şeref bu haysiyet? Hayatta kimse karşı cinsle dimdik ayakta duramamıştır. Bütün o ayakta kalma çabası mı? Sadece tatmindir. Sonrası zaten gelmez. O zaman bu çaba Neredendir?

11 Ekim 2010 Pazartesi

Delirius #11

bu şey gibi, tıpkı limonlu maden suyu gibi, hani içtiğinde, hele de maden suyu soğuksa, hava buz gibi olsa bile onun verdiği serinlik bir hoş gelir; bazense balkonunda otururken kendini hiç gitmediğin uganda da hissetmek gibi, kendini balkondan aşağı atıp hiç yere düşmicekmişsin gibi sadece havada süzülcekmişsin gibi; aslında milyonlarca seyircinin önünde yüzüne yüzlerce kilometre hızındaki rüzgar çarparken şarkı söylemek, efendime söyleyeyim kalabalık bir mekanda tavana kadar zıplayarak eğlenmek gibi ve hiç yorulmayacakmışsın gibi, ama bunun sonunda yine sıcak bir uyku çekecemişsin gibi. işte bu o.

... ve hayır bunca şeyden sonra küçük beyninin bu kadar yazıyı nasıl algıladığını öğrenmek gibi bu şey, o öle bşi ki ayna karşısında gerizekalı pozlar vermek gibi ve bunu sonra milletle paylaşmak gibi, aa hayır ben bunları kabul edemem, kışın -56 derecedeki dondurmayı yemek gibi, belki serinletir, kışın -25 derecesi sana sıcak gelmiş olabilir ama ben 0 derecede bile donuyorken evimde kalorifere dayanmak varken yanımdaki etkisini çeyrek boyutlarda hissedeceğim 36 derecenin zıbırtısını çekemem. evimin kaloriferinin 40 derecedeki ısısının yanında terlerken belki 36 derecelik beden bana serinlik katacaktır ona eminim ama bu tarz bi ormantizm bile ilginç değil mi? yani buradan çıkaracağın sonuç kışın -25 derecesinde ısınmak için birden çok 36lığa ihtiyacın olmalı bebeğim; hayat belki de böyle güzel. ne dersin?

3 Nisan 2010 Cumartesi

Delirius #10

...bak yine geldin. söyle bakalım kimdeymiş kontrol...

Bildiğiniz üzere insan beyni, fiziksel olarak, insan kontrolü dışı çalışır. Ama her zaman bu böyle midir?

İnsanın sinirlerini sinir olarak hissettiği, bunun beyne olan basıncından dolayı, gözlerin yuvarlarından fırlamasıyla damarlarının tutup yuvara geri yerleştirmesi sonucu, fizik kurallarını yerle bir eden; birbirleriyle bağlantılı olan tüm organlarınızın arasındaki bağı neden ve sonuç ilişkisine değinmeksizin bir an için koparıp tekrar bağlayan ve hiç bir nedeni olmadan okumanızı sağlayan Delirius'a uzun bir aradan sonra tekrar hoşgeldiniz. Yasal uyarı (uzun aradan dolayı değil her zamanki gibi): Delirius taklit edilemezdir, becerilemezdir, becerilmeye çalışması organlar arası bağın kalıcı bir şekilde kopmasına ve bunda bir neden-sonuç ilişkisi aramaya vaktin bile kalmamasına yol açar. Evde olmasına gerek yok; denemeyiniz.

İnsan beyni neden bu kadar ilgi çekici olabilir ki? Alt tarafı onun sayesinde yaşıyoruz........................ ...biraz daha... ............... Evet bu aslında kalbin bir işe yaramadığını gösterir, beyin olmadan bizler birer hiçiz. Gerçekten. Kaç tanemin kendisinin beyinsiz olduğunu düşünür. Bunu düşünebiliyorsa gerçekten bunu mu düşünüyordur?

Fiziksel olarak, kontrol dışı çalışan bir beyin......... aslında fiziksel olarak imkansızdır sanki!? Yani aslında bu yazıların kontrol dışı çıktığını biliyoruz, bu yüzden aslında mantıklı. Okuyucuların da bu yazıları kontrol dışı okuduklarını biliyoruz, yani aslında SEN bunu kontrol dışı okuyorsun. İnanmıyor musun? O zaman şuan bu sayfayı kapatacaksın ve bu yazıyı okumaya devam etmeyeceksin.

Gördün mü? Hala okuyorsun. Şayet sayfayı kapatsaydın -banane- bunun aslında yazarın kontrolünde olduğunu anlaman zaman alacaktı. Kendine bir soru sor. "Ben hayatımda neyi kontrollü yapıyorum?" Bu yazıyı kontrol dışı okuyorsun,hala. Sana sayfayı kapatman için bir önerme geldi, ama aynı kontrolsüzlüğe devam, kapatsaydın yine kontrol dışı hareket edecektin.

Sevgili okuyucular, Delirius Şizodelik Yazılar Serisinin bu sezonluk sonuna geldik. Gelecek sezon tekrar okumaya, ve gelecek sezona kadar yine bu yazıları okumaya devam edeceksiniz. Çünkü artık bir kontrolünüz yok, kontrolsüz gücünüz de yok, gücünüz bile yok. Yeni sezon yarın, yarın buraya bakın bakalım neler olacak. ŞİMDİ DEFOLUN. iyi geceler efendim.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Delirius #9

Hoca bir soru var. Bak şimdi,
Neden bir takvime bakıp da, kimi zaman o takvimde hangi günde olduğunu bilmezsin. Yani kast ettiğim takvim, duvara asılı üstünde herhangi bir işaret olmayan türden takvimlerden.
-Bu başlangıcın neden yazıldığını bilmeyen, nereden yazıldığını bilmeyen, düşüncesizce hareket edip, hangi gün hangi saatte ne yapıp yapmayacağı belli olmayan, bu satırın altında aslında ne yazacağını gerçekten kestiremeyen Delirius' a hoşgeldiniz. Şimdi hoş hoş gidiniz. Çünkü sizi buraya ben çekmedim. Kendiniz geldiniz. Kendiniz de gidebilirsiniz. Aslında hala bunu okuyarak gitmediğinizi de göstermiş bulunuyorsunuz. O zaman yasal uyarımıza geçelim çünkü gideceğiniz de yok: BU YAZILARI VE YAZARI TAKLİT EDENİN ALNINI KARIŞLARIM. Şimdi sıkıyosa taklit edilsin.

-Takvim........
Vakit.....
Nakit!?.....
Çek git!? (hala burada duruyorsan...)

-Ne demiştik? Vakit ve nakit. Cümle içinde kullanalım: Vaktini geçirir, nakdine çevririm. Hmm hmmm. Asıl sorumuz buradaki, Vakit NAKİT MİDİR?
-Yanında nakit taşıyorsan, evet. Bu olaya nereden bakıldığına bağlıdır. Aslında vakit nakit ilişkisi o kadar basit bir ilişki değildir. Bir gün vakitle nakit markete girerler....
***
-Böyle değil tabi. Bu ne demek: Çabuk hareket et, hızlı ol, daha çok kazan. Bu atasözleri her zaman kazanana bakmaktadır. Neden? Atalarımız böyle yapıp çok mu kazanmışlar? Belki. Atasözünde bir açık var. Mühendislerin "bug" dediği olaydan. Parayı harcayana bakarsak vakit yine nakittir. Ama kazananın tersine parayı harcayanın yavaş olması gerekir. Hayatı ne kadar yavaş geçirirse o kadar az para harcar, o kadar çok para cebinde kalır. Kaplumbağaların yaşam felsefesidir. Kağlumbağalar nasıl yüzlerce yıl yaşıyor sanıyordunuz? Aşırı yavaş yaşayıp aşırı geç ölmek gibi bir fantezileri var. Yaşayan fosil örnekler gördük. Yeni sorunumuz, hızlı yaşayıp genç ölmek, gerçekten genç ölmekmidir? Bir sonraki bölümümüz bununla ilgili olacaktır.

-Hayır saçmalamayın hiç bir zaman gelecek bölümün olacağıyla ilgili bir ipucu vermem. Belki de gelecek bölümde o bölümün olmayacağını yazıcam ne biliyorsunuz ki. Sonuç olarak DEFOLUN! İyi geceler.