11 Aralık 2013 Çarşamba

Delirius #28

- Çekil önümden. Çekil dedim. Durma orada. Ben kendimi kağıda çizip yeniden orada çizgi olacağım. Hem de karakalem...

Havanın muhtemel kasvetinin renksizliğine boğulup orada kendine yeni renkler arayan, kör olduğu için havayı cart pembe, siyah, gri ve turuncu renklere boyayan, bu şaheseri ne yapsa bilemeyen, şizofrenik, şizodelik, kasvetik, yarık, yırtık, pırtık düşüncelere, Delirius'a hoşgeldiniz. Yasal uyarı: Yazarı taklit etmek gözlerinizi pembeye, tırnaklarınızı turuncuya ve vücudunuzu siyaha boyayabilir. İçinde bulunduğunuz odayı yırtabilir, sizi bir kağıda hapsedebilir. Hayatınız kör bir ressam tarafından yağlı boya ile eviniz büyüklüğünde bir tuvale resmedilebilir, hayatınızı bu resme bakarak geçirtebilir, hapsedildiğiniz kağıdın bu tuvale ilelebet yapışmasına yol açabilir. Denemeyiniz, denettirmeyiniz.

Çocukken kendinizi izlediğiniz çizgi film karakterlerine benzettiniz. Reddetmeyiniz. Hepiniz zamanında Bugs Bunny, Mickey Mouse veya Daffy Duck oldunuz. Küçükleriniz Pikaçu falan oldu camdan atladı. Hepiniz hayvansınız... Yanlış anlamayınız. Tavşan, fare veya ördek olmak sizler için doğal durumlardır. Hepiniz geçirdiğiniz bu çocukluk travmasının etkilerini şuan görüyorsunuz. Niye çocukken evlerinizde tavşan, ördek veya fare gibi hayvanlar beslediniz? Evinize tavşan alıp bütün havucu tavşana yedirmeye çalıştınız değil mi?

Hiç düşündünüz mü? Bu çok sevdiğiniz Bugs bir şirin bir öküz, Mickey bir su aygırı veya Daffy bir at olsaydı... Evlerinde öküz besleyen çocuklar olacaktınız. Ayrıca hayatınızın bir dönemini öküz, su aygırı ve at şeklinde geçirip, bol bol şeker, saman yiyip, çamurda yıkanarak geçirecektiniz. Belki o zaman öküz trene bakmayacak, veya erkekler öküz olmayak, 189 kilo olanlar su aygırı olmayacak, uzun bacaklı kadınlar at olmayacaklardı. Onlar sizlerin çocukluk travmalarınız, hayatlarınızda tanıdığınız şirin hayvanlar olacaklardı.

Bir psikoloğa gidip çocukluk travmanıza sebep olan hayvanlarınızı değiştirip dünyanın gelişimine yardım edebilir, su aygırından korkuyorsanız bunu yenebilir, erkeklerin öküz, uzun bacaklı kadınların at şeklinde aşağılanmalarına engel olabilirsiniz. Warner Bros. ve Disney gibi şirketlerin sosyal yaşantınıza yaptığı bu paraziti atlatıp hayatınıza yeniden yön verebilir, olamadıysanız birer bilim adamı, doktor, siyasetçi, sanatçı olabilirsiniz.

Bunu yapabilmek için artık geç değil. Siz de hemen Alo 1088 Çocukluk Travması Atlatma Hattı'nı arayın, travmanızdan kurtulun. İyi geceler.


2 Şubat 2013 Cumartesi

Delirius #27

Bugün günlerden ne ki? Bir önemi var mı? Söyleyin bana; hanginiz bilgisayarın başında otururken, cep telefonunuzla uğraşırken, televizyon izlerken 3 saniyede bir saate bakıyorsunuz; veya takvime? Zaman sizin için değerli mi? Sürekli saate bakan bir insan için zaman sizce çok mu değerlidir; yoksa o kişi o zamanın geçmesini istemiyor mudur? Zamanın geçmesini istemeyen biri zamanın karşı koyulamaz varlığını kabul etmek zorunda mıdır?

Sevgili okuyucular, Delirius'a hoşgeldiniz. Yasal Uyarı: Taklit edilemez.

Beni zamanın başlangıcından beri takip edenler bilirler ki, bu sene zamanın başlangıcından beri geçen 8. senedir. Burada, bu okuduğunuz yerde zaman 8 senedir var. Peki size bu zamanın 8 değil de 35 sene olduğunu söyleseydim size ne ifade edecekti? 8 ile 35 senenin arasındaki fark, oturduğunuz yerde, bilgisayarınızın başında sadece "Delirius" başlıklı bir yazının altında okumak, zaman algınızda ne türlü bir değişim yaracaktı; yaratacak mıydı? Sizce benim burada geçirdiğiniz zamanı herhangi bir şekilde belirtmem önemli mi?

Burada, bu yazıyı tam şuan aklımın herhangi bir köşesinden giren, tamamen rastgele kelimelerle yazdığımı bir düşünün. Aklınıza rastgele kelimeler getirip bunları bir kağıda yazın. Birbirleriyle anlamsal bağlantıları var mı? Cevabı farketmez.8 ile 35 sayıları arasında, ardışık düzlemde görmediğiniz sürece, bir fark var mı? Onlar sadece sayıdır değil mi? Dolayısıyla size bu blogun 35 senedir var olduğunu söylememdeki tek önemli nokta nedir? "8 sene", "35 sene" ibaresini kapatmak cümlenin anlamını bozuyor mu? Tekrar edelim: "Burada, bu okuduğunuz yerde zaman 8 senedir var."

Sevgili okuyucular, İyi geceler. Rastgele.

6 Ocak 2013 Pazar

Delirius #26 - Ben de entel olayım... Bir hayal ürünü.


...Bunun üzerinde bir dizi tivit atıp bunları derleme kararı alarak buraya yazıyorum. Hoşuma falan gitti yani bu yüzden.

Ben de entel olmalıyım. Farklı olmalıyım. Facebook profil resmime "Life sucks." yazarsam havam olur belki. Saçları uzatıp siyah çerçeveli, oval köşeli dikdörtgen gözlük takayım. Beyaz gömlek üzerine bordo pantolon askısı ve bordo ince kravat takıp altıma pijama giyersem cuk otururum. Aynen bu şekilde bir diskoya gidip elime Tolstoy alıp okursam bence dikkat çekerim ve 56 renk saçı olan bir kızla sevişme imkanım olur belki, farklı deneyim her zaman lazımdır derim. Sonra belki o benim sevgilim olur.

Daha devam edeyim mi? Mesela arada bir bunalım takılayım ve o gün tek derdim karşıdan karşıya geçmeye çalışan yaşlı kadına yardım edilmemesi olsun. Bunun üzerine "bizim nesil ne kadar bokmuş" diyerek ağlayayım. Bunu 56 renk saçlı sevgilimle paylaşayım ve akşamında benden ayrılsın. Bir daha ağlayayaım. Bunları yaparken aynı zamanda sosyallikten öleyim. Yolda yürürken küçük iskender gibi sözde halk kahramanı bir adam görüp, onu güzel bir kahveciye davet edip dünyayı kurtarma planları yaparcasına konuşayım.

Sonra "kahretsin" diyeyim. Facebook profilimdeki "life sucks" resminin altına bir hüzünlü hikaye yazıp paylaşayım. Ağlayayım. Bunun üstüne bir de eroin çaktım mı of... Hayat bana mı güzel, ben mi hayata güzelim bunu çözmeye çalışayım. Zaten hayatın sonuna geldik.

İşte bu anlattığım, siz, bu yazıyı üzerine alınacak tipleri benim dışardan nasıl gördüğüm. Veya dışardan genel olarak nasıl göründüğünüz. Kimse "acaba ben böyle miyim?" diye kendine sormayacağı için her zamanki gibi boş konuşmuşum. Ama boşverin; "Life sucks." İyi günler.