Şimdi otur. Karşında biri varmış gibi davranmanı istiyorum. Boş boş bak ona. Kırpma gözlerini. KIRPMA DEDİM! Evet...
KIRPMA..! Evet... Ağzından çıkan her harfin tınısını dinleyerek konuş. Karşında kim var? KIRPMA GÖZLERİNİ!... Erkek mi? Kız? Yakışıklı? Güzel? Çirkin? Adı Deniz olsun. Çift cinsi.. KIRPMA!... Çift cinsiyetli isimlerden.
Şimdi kalk yerinden. Ona doğru yürü. Boşalt aklını. Hiç birşey düşünme. Bu arada gözlerini kırpma tabi. Gözlerin titresin. Sadece düz bak. Etrafını görme. Sağından biri sana silah dayamış; hisset bunu. Karşındakinden gözlerini ayırma. Senin gözlerinin içine baksın. Diret bunu ona.
Artık ona çok yakınsın. Elini uzat. Avcunu alnına değdir. Boşluğu hissetme ama. İttir onun kafasını alnından yukarı doğru baksın ama elini alnından çekme. KIRPMA GÖZLERİNİ! Şimdi elini bir tül perdeye dokunuyormuşcasına yavaş yavaş aşağı indir. Karşındaki elinin hareketiyle yavaş yavaş yok olurken, onun esintisini hisset elinde. İyice indir elini.
Şimdi uyan. Yazıyı okumaya devam et. Bu gerçeklik sana yalan gelmeli. Sağına bak. Kafana silah dayayan adam hala orada. Az sonra tetiği çekecek ve ne hissettiğini anlayamayacaksın bile. BUM.
Kulaklarından beynine girsin o ses. Şakağından gözünü delip geçen merminin acısı, silahın sesinin altında yok olsun. UYAN! Aç gözlerini. Usulca kırp gözlerini artık. Sağına bak. Deniz hala orada oturuyor. İyi geceler.
18 Ekim 2011 Salı
16 Ekim 2011 Pazar
Delirius #16
Türkiye'ye yepyeni konseptimizle geliyoruz. 15 metrekare geniş alanı, metrekare başına 17 insan alabilen, 320 kişi kapasiteli yepyeni bir mekan geliyor. "Metreküp". Şehrin en iyi djlerini ağırlayacak yeni mekanınız kusursuz hismet anlayışıyla sizi eğlencenin doruk noktasına ulaştırıyor. Yeni mekanımızda kendiniz bile farketmeden karşı cinsinizle veya hemcinsinizle çiftleşme fırsatı bulacak, böylece cinsel tercihlerinizi yeniden gözden geçirebileceksiniz. Kapıdan çıkakern PromilMetre'ye üflemeyi unutmayınız.
6 Ekim 2011 Perşembe
Delirius #15
aahh, ah. O eski yıllarıma geri döneydim de subatı 17sinde göreydim
bir. O zamanlar, yıllardan 2387 tabi, bizim kaynana çorba yapardı da
kafamıza dikerdik. O zamanlar çorba çok sıcaktı, biz de soğuktan
terliyorduk. Kimisine göre hava -14 dereceydi ama güneş de vardı. Bizler
o sıcakta serinlemek için içerdik çorbayı. Şimdiki gibi kolaymış,
gazozmuş falan yalan o işler genç.
Zamane gençleri pek bir savsak bu ara.
Defterimi açtım. İçine bir "D" çizdim. Anlam veremedim buna hiçbir zaman. Ama herşey ışığı açınca oraya çıktı. Ben kendimi "D" çizdim sanıyormuşum. Elimde kalem bile yokmuş. Bir düşünsene; ELİMDE KALEM YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. İşte o zaman anladım ben.
Zamane kalemleri pek bir yok bu ara.
Sonra elime bir bardak geçti. "AMAN TANRIM!" dedim dramatize bir ses tonuyla kendi kendime. O bardağın kulpu yokmuş. KULPU YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. O gün dedim ki kendi kendime: "Bak" dedim; "bardağın kulpu yoksa, onun içine koyacağın suyun durduğu sürahinin de kapağı yok." dedim. Herşey sonra rayına oturdu.
Zamane bardakları pek bir boş bu ara.
Dolabımda 3-5 tane kıyafetim var, 2 çorabım, 1 tane de pantolonum. İç çamaşırından bahsetmek bile istemiyorum. Çekmecemdeler çünkü. Dolabımda bir donum bile yokmuş. DOLABIMDA DONUM BİLE YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. "O zaman o çekmeceyi yakmalıyım" dedim kendi kendime ansızın takındığım, anlam veremediğim surat ifademle. Zaten o çekmecenin de üstü açıktı. Anladım ki,
Zamane dolapları pek bir donsuz bu ara.
Geçenlerde biriyle tanıştım sokakta yürüken. İnanabiliyor musunuz? O da yürürken benimle tanıştı. Saçları... saçları beyazdı. Saçlarında bir renk bile yokmuş. SAÇLARINDA BİR RENK BİLE YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. Sonra saçlarında olmayan şeyin beynindede olmadığını farkettim. Beynini göremiyordum, adeta etrafını bir et tabakası sarmış gibiydi. Ansızın, sanki bir vahiy inmişti göklerden,
Zamane birileri pek bir renksiz bu ara.
Bunlar fani şeyler. Gelin bizler zamane bizleri olalım. Pek bir biz olalım. İleride bizler için zamane bizleri pek bir biz bu ara desinler bizim için. Bizler, bizleriz.
Zamane gençleri pek bir savsak bu ara.
Defterimi açtım. İçine bir "D" çizdim. Anlam veremedim buna hiçbir zaman. Ama herşey ışığı açınca oraya çıktı. Ben kendimi "D" çizdim sanıyormuşum. Elimde kalem bile yokmuş. Bir düşünsene; ELİMDE KALEM YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. İşte o zaman anladım ben.
Zamane kalemleri pek bir yok bu ara.
Sonra elime bir bardak geçti. "AMAN TANRIM!" dedim dramatize bir ses tonuyla kendi kendime. O bardağın kulpu yokmuş. KULPU YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. O gün dedim ki kendi kendime: "Bak" dedim; "bardağın kulpu yoksa, onun içine koyacağın suyun durduğu sürahinin de kapağı yok." dedim. Herşey sonra rayına oturdu.
Zamane bardakları pek bir boş bu ara.
Dolabımda 3-5 tane kıyafetim var, 2 çorabım, 1 tane de pantolonum. İç çamaşırından bahsetmek bile istemiyorum. Çekmecemdeler çünkü. Dolabımda bir donum bile yokmuş. DOLABIMDA DONUM BİLE YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. "O zaman o çekmeceyi yakmalıyım" dedim kendi kendime ansızın takındığım, anlam veremediğim surat ifademle. Zaten o çekmecenin de üstü açıktı. Anladım ki,
Zamane dolapları pek bir donsuz bu ara.
Geçenlerde biriyle tanıştım sokakta yürüken. İnanabiliyor musunuz? O da yürürken benimle tanıştı. Saçları... saçları beyazdı. Saçlarında bir renk bile yokmuş. SAÇLARINDA BİR RENK BİLE YOKMUŞ. YOK. YOK. YOK. Sonra saçlarında olmayan şeyin beynindede olmadığını farkettim. Beynini göremiyordum, adeta etrafını bir et tabakası sarmış gibiydi. Ansızın, sanki bir vahiy inmişti göklerden,
Zamane birileri pek bir renksiz bu ara.
Bunlar fani şeyler. Gelin bizler zamane bizleri olalım. Pek bir biz olalım. İleride bizler için zamane bizleri pek bir biz bu ara desinler bizim için. Bizler, bizleriz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)