Oh. O şişeyi açıp soğuk soğuk yudumlar almak ne güzel değil mi? O şişe boş olsa bile, dibinde kalan o son damlacıkların dilinize her değdiğindeki o haz, o mutluluk... Burada o kapağı açmakla başlıyor o haz. Ama asıl sormamız gereken soru şu? Elinizdeki şişe ne şişesi?
Sevgili okuyucular, elinizdeki şişeyi elinizden bırakınız ve buraya odaklanınız. Çünkü epik, anatomik, antropolojik, demogojik, şizodelik yazılarınıza, Delirius'a yeniden hoşgeldiniz. Burası dünyadan koptuğunuz bölgedir. Bu yüzden; yasal uyarı: Yazar bu yazıları iki elini de kullanmadan yazmaktadır. Yazar bu yazıları ellerini kullanarak yazmaktadır. Eğer bu iki cümle arasında kafanız karıştıysa lütfen siz bu yazıları yazmayı denemeyiniz. Evinizde denemeyiniz. Dışarda denemeyiniz. Uzaya çıksanız orada da denemeyiniz. Yazarın taklidi iki elinizi de kullanma yetinizi kaybetmenize yol acabilir, ellerinizin kollarınızdan kontrolsüz biçimde hareketine yol açabilir, huzursuz bacak, el, kol sendromlarına yol açabilir, ellerinizin kollarınızdan durduk yere kopmasına yol açabilir. Ellerinizi hergün yıkayınız. Norveçli balıkçıların ellerine bir bakın.
Sizler yerinizde otururken, bizler yerlerimizde otururken, onlar yerlerinde oturuyor. Hepinizin elinde birer şişe var. Sizler, bizler ve onların ellerine şişeler verin. O şişeler onları mutlu edicek ama bizler o şişeleri ne yapalım ki? Bizler onların diğer ellerine şişe vermekle yükümlüyüz. Ama sizlerin elinde az önce bizlerin eline şişeler verdiğiniz için sizlerin elinde şişe falan kalmadı. Ne yapacaksınız. Şimdi bizler sizlerle dalga mı geçelim elinizde şişeler yok diye. Hayır; bizler öyle şeyler yapmayız ama onlarla dalga geçeriz çünkü artık iki ellerinde şişeler var ve yapacakları hiç birşey yok. Yazık değil mi onlara. Hahaha. Sizler, bizler kardeşken, onlar ne kadar ezikler değil mi. Ama sizler de gelin onlara bir kucak açalım. Bizler ezik gördüklerimizi de severiz, onları, siz biz ayırt etmeden severiz. Ama onları yine de ezeriz; çünkü kaderlerinde bu var. Siz biz karmaşası içinde onlara siz biz ayağı çekeriz. Kendilerini sizlerden ve bizlerden görsünler diye. Yoksa onları yok ederiz. Soyları tükenir; kururlar. Aç kalırlar; sefil yaşarlar. Yerlerde sürünürler. Kulakları donar, bizler de gidip kulaklarına dokunuruz kulakları düşer. Ayak baş parmağı donar, sizler gidip onu oradan koparıp buzluğunuzda anı diye saklarsınız. Hepimiz onlarsız kalırız. Onlara bu sefilliği yaşatmayalım. Ne de olsa onların gözünde bizde onlarız. Onlar kendilerine biz diyorlar. Bize siz diyorlar. Sizlere onlar diyorlar. Sizler bitmişsiniz. İşte buradan çıkaracağınız sonuç şu: Elinizdeki şişeyi onlara vermeyin.
İyi geceler...
8 Kasım 2012 Perşembe
18 Eylül 2012 Salı
Delirius #24
Bugün, aslında yarın. Hergün yarını yaşamaya karar verdim ben. Neden bulunduğum aynı günde durayım ki? Zaten buradayım; yaşadığım gün farklı olsun. Yani şuan bugünüm, dünüm. Elinize bir kalem alıp yarının resmini çizin. Çizemiyorsanız kalsın sadece düşünmekle yetinile debilir.
Dur bir saniye girişi yapmadık.
Dününüzün, bugününüzün ve daha önceki günlerinizin hepsini aslında yarın yaşatacak, bugünün hiç olmadığını, aslında hergünün yarın olduğunu, yarınınsa yine yarın; yani bir günde 2 gün, bir taşla 2 kuş vurduran, bu cümleyi aslında yarın sona erdirecek, şizodelik, yarındelik, delik yazılarınıza, Delirius'a hoşgeldiniz. Unutmayınız... Yasal Uyarı: Yazarın taklidi yarınızı görmeye müsaade etmeyebilir. Her zaman bugünde kalmanıza yol açabilir. Günlerinize kalıcı hasar verebilir, sürekli düne dönmenize neden olabilir. Bu yüzden bu tür yöntemlerden kaçınınız.
Yarın ne olacak? Yarın ne olacaksa bugün de o olacak. Yarınınızın bugünü temsil etmesi gerekir. Apayrı bir yarın yaşayacaksanız hiç bugünü de yaşamayın. Bugünü yaşamıyorsanız yarını yaşayabilirsiniz. Böylece yarınlarınız birbirine bağlanarak size bugün için yaşayabileceğiniz çok sağlam bir yarın sağlayacaktır.
Mesela şuan uyuyun. Ne zaman uyudunuz? Yarın? Evet! Ne zaman uyancaksınız? Yarın. Hergün yarını yaşamak bir gün içinde 2 gün yaşamanıza izin verecek ve ertesi günlerde yaşadığınız günlerin sayısının bir önemi kalmayacak. Hergün bir sonraki günün bir projeksiyonu gibi olacak.
Biz insanlar artık yeni bir çağa uyanıyoruz. Yarın çağı. Yarın çağı hiç bitmeyecek bir çağdır ki her gün çağın yeniden başladığını düşünün. Her gün yeni bir çağ. Yeni bir düşünce, yeni bir hayat.
"Anı yaşa!" cümlesi de değişecektir. Her anımız artık yarın. Her yarın yeni bir anlar dizilimi. İşte böyle şeyler.
Yarınınızda kalın. Yarınlar yeni bir umut, yeni bir yaşam, yeni bir yarın. Bugüne sıkışıp kalınmış hayat, yarın düne sıkışmış, hergün bir önceki düne sıkışmış bir hayattır. İyi geceler.
Dur bir saniye girişi yapmadık.
Dününüzün, bugününüzün ve daha önceki günlerinizin hepsini aslında yarın yaşatacak, bugünün hiç olmadığını, aslında hergünün yarın olduğunu, yarınınsa yine yarın; yani bir günde 2 gün, bir taşla 2 kuş vurduran, bu cümleyi aslında yarın sona erdirecek, şizodelik, yarındelik, delik yazılarınıza, Delirius'a hoşgeldiniz. Unutmayınız... Yasal Uyarı: Yazarın taklidi yarınızı görmeye müsaade etmeyebilir. Her zaman bugünde kalmanıza yol açabilir. Günlerinize kalıcı hasar verebilir, sürekli düne dönmenize neden olabilir. Bu yüzden bu tür yöntemlerden kaçınınız.
Yarın ne olacak? Yarın ne olacaksa bugün de o olacak. Yarınınızın bugünü temsil etmesi gerekir. Apayrı bir yarın yaşayacaksanız hiç bugünü de yaşamayın. Bugünü yaşamıyorsanız yarını yaşayabilirsiniz. Böylece yarınlarınız birbirine bağlanarak size bugün için yaşayabileceğiniz çok sağlam bir yarın sağlayacaktır.
Mesela şuan uyuyun. Ne zaman uyudunuz? Yarın? Evet! Ne zaman uyancaksınız? Yarın. Hergün yarını yaşamak bir gün içinde 2 gün yaşamanıza izin verecek ve ertesi günlerde yaşadığınız günlerin sayısının bir önemi kalmayacak. Hergün bir sonraki günün bir projeksiyonu gibi olacak.
Biz insanlar artık yeni bir çağa uyanıyoruz. Yarın çağı. Yarın çağı hiç bitmeyecek bir çağdır ki her gün çağın yeniden başladığını düşünün. Her gün yeni bir çağ. Yeni bir düşünce, yeni bir hayat.
"Anı yaşa!" cümlesi de değişecektir. Her anımız artık yarın. Her yarın yeni bir anlar dizilimi. İşte böyle şeyler.
Yarınınızda kalın. Yarınlar yeni bir umut, yeni bir yaşam, yeni bir yarın. Bugüne sıkışıp kalınmış hayat, yarın düne sıkışmış, hergün bir önceki düne sıkışmış bir hayattır. İyi geceler.
16 Ağustos 2012 Perşembe
Pencaplı Yeşil Panterler 4. Sezon 5. Bölüm
Bugün, o gün değil. Bizler, onlar...? Pencaplı Yeşil Panterler.... Onlar ovalarındaydılar. Yemyeşil çimleri arasında, o yemyeşillik içinde kayboluyorlardı. Taptazeydi o yemyeşillik. Kendileri gibi... Panterler bugün hiçbir şey yapmıyorlardı. İçlerinden de gelmiyordu zaten. Ne olmuştu panterlere? Sadece yatıyorlardı. Koşmuyorlardı bile. Neden ki? İçlerinden bir panter çıkıp bunun nedenini düşünmeye başlamıştı. Öylesine düşünüyor, düşünüyor ve.... düşünüyordu. 3 yıl düşünmüştü sevgili panterimiz. Aniden bunu bilge pantere sorma kararı almıştı ki bu kararı almasıyla beraber oraya doğru yola koyulmuştu.... Yani hiçbir şey yapmıyordu aslında. Bilge pantere gitmek için koşması gerektiğini unutmuştu o boşluktan. Biraz sonra ne unuttuğunu da unutuvermişti. Bunu düşünmeye başladı. "Belki bunu bilge panter bilebilir." diyerek ayaklanmıştı sevgili panterimiz. Koşmaya başladı. Saatte 28600 km hızla koşmaya başlamıştı ki diğer panterlerde "Bu ne yapıyor? o.0" diyerek onu izlemeye başlamışlardı. Bütün panterler koşabildiklerini hatırlamışlardı bir anda. Hepsi ayaklanıp bir anda koşmaya başladılar. Tozu dumana, dumanı da önlerinde gördükleri herhangi bir şeye katıyorlardı. Nereye doğru gidiyorlar, nerede duracaklar, duracaklar mı? umurlarında değildi sanki. Sadece öylece koşuyorlar, arada birbirlerine çarpıyorlar, cort bazında cırtlıyorlar, öylece eğleniyorlardı. Bir anda mutluluk dolmuştu Pencap'ın yemyeşil ovalarına. Az önceki panterimiz de dünyayı 435 kere dolaştıktan sonra, sonunda kendini Bilge Panter Dede'nin yanında buluvermişti. Kendisine "Merhaba Bilge Panter Dede" dedi ve durdu. Bilge Panter Dede'nin üzerinde düşündüğü şeyler vardı ve çok konsantreydi. Panteri duymuştu ama ona cevap veremiyordu. 3 ay sonra "Eureka" diyerek fırlamıştı ve panterimize "Merhaba" diyebilmişti. Bilge panterin ne bulduğunu kimse bilmiyordu, zaten bilge panter de 3 ay ne düşündüğünü unutup gitmişti zaten. Bizim panter de yanından ayrılıp ovasına geri dönmüştü. Tam o sırada gökten dev bir film makarası yem yeşil ovanın üzerine düşmüştü. Panterlerimiz bu makaranın altında...................
Filmin üzerindeki resimlere bakakalmışlardı. Daha önce hiç böyle şeyler görmemişlerdi ki, tam o sırada dev bir kum torbası ovanın üzerinde belirdi. Panterler göklere bakarlarken bu kum torbası üzerlerine düşerek, kendilerini cort bazında cırtlattı. SON
Filmin üzerindeki resimlere bakakalmışlardı. Daha önce hiç böyle şeyler görmemişlerdi ki, tam o sırada dev bir kum torbası ovanın üzerinde belirdi. Panterler göklere bakarlarken bu kum torbası üzerlerine düşerek, kendilerini cort bazında cırtlattı. SON
13 Temmuz 2012 Cuma
Delirius #23 - Ben Depresyona Girdim
Ben depresyona girdim. Evet şuan. Yani şuan depresyondayım. Depresyon. Dep-rrreess-yyooone. Az önce girdim. Canım istedi. Depresyonlar depti beni. Çünkü depresyon... depresyondur.
Az önce girdim evet. Burası çok güzel. Farklı bir dünya. Heryer dar geliyor. Odam 65 metrekare ama ben şuan 2 metrenin içine tıkılıp kaldım; üstelik boyum da uzamış, 3.59 olmuşum. 6. kattayım ama şuan bana burası 98. katmış gibi geliyor. "İyi bari yüksekteyim, atlayım şurdan kurtulayım bundan" diyorum, aşağı baktıkca boyum biraz daha uzuyor, ayağımı camdan dışarı uzatıyorum yere basıyorum. Ahh tanrım bundan kurtuluş yok sanırım. Aman canım tamam kurtulmayayım. Depresyon bu, deperim gider.
Yemek yemeye çalıştım az önce, haliyle 4 metrelik adamım 5 inek yesem zor doyarım. Ama evde inek yoktu. Ben de Atatürk Orman Çiftliği'ni aradım, bana ordan 5 inek getirirlerse kendilerine 1 lira vereceğimi söyledim. Telefonu suratıma kapattılar. Kimse beni sevmiyor, nasıl bir duygu öğrenmiş oldum. Sonra kasabı aradım. 32 kilo yağsız dana eti istedim. Yağsız istedim. Sağlığıma ve kiloma dikkat eden bir insanım olsun o kadar. 15 dk sonra kapı çaldı. 3 adam zor taşımışlar o kadar eti canlarım. Teşekkür edip kapattım kapıyı. Tekrar kapı çaldı. Yine o 3 adam bana el uzatıyorlar. "Tanrım" dedim, "beni seven birileri çıktı"... Tokalaştık falan tam içeri gideceğim, bir kere daha kapı çaldı. Yine o 3 adam. Para istediler benden. İnanamıyorum, herşey para içinmiş. Hayat niye bana sırtını döndü. Önce AOÇ şimdi de kasap çalışanları. Herşey üstüme üstüme geliyor. Üstelik yemeğimi de yiyemedim. O üzüntüyle boşalttım cüzdanı adamların eline; gittiler.
32 kilo dana etini nasıl pişireceğimi bilemedim. Koca et için tavaya gerek yoktu. Koydum ocağa. Açtım bütün ateşleri ohhh. "Bari bir mutluluğum olsun" falan diye düşündüm. İlginçtir... o et pişti. Bir zevkli, bir güzel yemeğe başladım. Derken midem artık bana "dur" diye bağırmaya başladı aşağıdan. Etten daha 29 parça yemiştim ki artık bunu beceremediğimi farkettim. "Vücudum bile beni reddetmeye başlamış" diye düşündüm. Artık kafamı vücudumdan ayırıp yerine başka bir kafa taksam hiç farketmezdi. Bu hayat beni reddediyor, beni sevmiyordu.
Artık soyut kavramlar bile beni sevmiyordu. "Artık" dedim "bundan kurtulmak lazım" dedim. Postayı koydum. Ben de onları sevmiyordum artık. Hayatı sevmiyordum. Benim içinde yaşadığım kavram "hayat" olamazdı. İsim verdim ona. "Aya". Artık ben ayamı yaşıyorum. Aya beni seviyor ben de onu seviyorum. Çünkü o sadece bana ait. O sadece benim ayam. Başkasının öyle bir ayası yok. Sadece benim. Bu ayada "benim" diyebildiğim birşey var o da ayanın ta kendisi. İşte ben bununla mutluyum.
Sonradan garip düşünceler sardı biryanımı. Bu madem benim ayam, beni bu ayaya kim getirmişti? Hayatım varken annem vardı ama şimdi bir ayam var ve bunun anne diye bir kavramı yok. Bütün kahinatı baştam yaratmam gerek diye düşündüm. Sonra bununla uğraşamayacağımı farkedip geri döndüm hayatıma. Sonra bir baktım odam geri büyüdü, ben kısaldım, 6. kattaki yaşamıma geri dönmüştüm. Depresyonum bitti. Bu da böyle bir depresyondu heralde. "Daha nice depresyonlara" diyelim o zaman. İyi geceler.
Az önce girdim evet. Burası çok güzel. Farklı bir dünya. Heryer dar geliyor. Odam 65 metrekare ama ben şuan 2 metrenin içine tıkılıp kaldım; üstelik boyum da uzamış, 3.59 olmuşum. 6. kattayım ama şuan bana burası 98. katmış gibi geliyor. "İyi bari yüksekteyim, atlayım şurdan kurtulayım bundan" diyorum, aşağı baktıkca boyum biraz daha uzuyor, ayağımı camdan dışarı uzatıyorum yere basıyorum. Ahh tanrım bundan kurtuluş yok sanırım. Aman canım tamam kurtulmayayım. Depresyon bu, deperim gider.
Yemek yemeye çalıştım az önce, haliyle 4 metrelik adamım 5 inek yesem zor doyarım. Ama evde inek yoktu. Ben de Atatürk Orman Çiftliği'ni aradım, bana ordan 5 inek getirirlerse kendilerine 1 lira vereceğimi söyledim. Telefonu suratıma kapattılar. Kimse beni sevmiyor, nasıl bir duygu öğrenmiş oldum. Sonra kasabı aradım. 32 kilo yağsız dana eti istedim. Yağsız istedim. Sağlığıma ve kiloma dikkat eden bir insanım olsun o kadar. 15 dk sonra kapı çaldı. 3 adam zor taşımışlar o kadar eti canlarım. Teşekkür edip kapattım kapıyı. Tekrar kapı çaldı. Yine o 3 adam bana el uzatıyorlar. "Tanrım" dedim, "beni seven birileri çıktı"... Tokalaştık falan tam içeri gideceğim, bir kere daha kapı çaldı. Yine o 3 adam. Para istediler benden. İnanamıyorum, herşey para içinmiş. Hayat niye bana sırtını döndü. Önce AOÇ şimdi de kasap çalışanları. Herşey üstüme üstüme geliyor. Üstelik yemeğimi de yiyemedim. O üzüntüyle boşalttım cüzdanı adamların eline; gittiler.
32 kilo dana etini nasıl pişireceğimi bilemedim. Koca et için tavaya gerek yoktu. Koydum ocağa. Açtım bütün ateşleri ohhh. "Bari bir mutluluğum olsun" falan diye düşündüm. İlginçtir... o et pişti. Bir zevkli, bir güzel yemeğe başladım. Derken midem artık bana "dur" diye bağırmaya başladı aşağıdan. Etten daha 29 parça yemiştim ki artık bunu beceremediğimi farkettim. "Vücudum bile beni reddetmeye başlamış" diye düşündüm. Artık kafamı vücudumdan ayırıp yerine başka bir kafa taksam hiç farketmezdi. Bu hayat beni reddediyor, beni sevmiyordu.
Artık soyut kavramlar bile beni sevmiyordu. "Artık" dedim "bundan kurtulmak lazım" dedim. Postayı koydum. Ben de onları sevmiyordum artık. Hayatı sevmiyordum. Benim içinde yaşadığım kavram "hayat" olamazdı. İsim verdim ona. "Aya". Artık ben ayamı yaşıyorum. Aya beni seviyor ben de onu seviyorum. Çünkü o sadece bana ait. O sadece benim ayam. Başkasının öyle bir ayası yok. Sadece benim. Bu ayada "benim" diyebildiğim birşey var o da ayanın ta kendisi. İşte ben bununla mutluyum.
Sonradan garip düşünceler sardı biryanımı. Bu madem benim ayam, beni bu ayaya kim getirmişti? Hayatım varken annem vardı ama şimdi bir ayam var ve bunun anne diye bir kavramı yok. Bütün kahinatı baştam yaratmam gerek diye düşündüm. Sonra bununla uğraşamayacağımı farkedip geri döndüm hayatıma. Sonra bir baktım odam geri büyüdü, ben kısaldım, 6. kattaki yaşamıma geri dönmüştüm. Depresyonum bitti. Bu da böyle bir depresyondu heralde. "Daha nice depresyonlara" diyelim o zaman. İyi geceler.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Pencaplı Yeşil Panterler 4. Sezon 4. Bölüm (Delirius #22 Özel Bölüm)
"Aman canım bu sefer bu hikaye "O gün," diye başlamasın ne var?" şeklinde bir anlatım söz konusuydu pencaplı yeşil panterlerin ovalarında. "Yani sürekli o gün, o gün , o gün nereye kadar? Biz hangi günde o gün olduk? O gün hangi gün? Bu anlatıcı da bizi o güne sıkıştırdı durdu; biz artık o günde olmak istemiyoruz." şeklinde isyandalardı o gün pencaplı yeşil panterler. "Bak yine 'o gün' dedi, o klavyenin içinden çıksaydık da kendisini bir güzel benzetseydik." şeklinde garip garip konuşuyorlardı. Oradan bir ilk yaparak bilge panter koşa koşa gelmişti. Bilge panterin bu şekilde yuvasından çıkıp gelmesi, panterlerimizi bir şoka uğratmıştı ki panterler bir an olsun anlatıcının hala onların bu davranışlarını yazdıklarını unuttular ve 28600km hızla koşmaya başladılar. Nerede duracaklarını bilemiyorlardı, ama belki bir an olsun kendilerini anlatıcının evinde bulurlar da onu şuan bunları yazarken bulurlar, o günün hangi gün olduğunu ona bir güzel gösterirlerdi. Ama panterler anlatıcıyı tanımıyorlardı ki. Anlatıcının bunu yazdığı hisseden bir panter "Anlatıcı bizi nereden tanıyor ki? Bunca yıldır bizi yazıyor sesimizi çıkarmıyoruz." şeklinde düşüncelere dalan panter, anlatıcının bunu da yazdığı gerçeğinin farkına vararak sesinin o kişi olduğunun da farkına varmıştı aynı zamanda. Herneyse... Sevgili panterlerimiz 6 gün boyunca dünyayı 5674 kere dolanıp en sonunda kendilerini yeşil ovalarında bulmuşlardı. Bilge panter hala orada duruyordu ve sanıyoruz ki oldukça düşünmüştü. Bir an bilge panter sevgili panterlerine dönüp anlatıcının olmaması durumunda onların da olmayacağını söyledi. Panterler bilge panterin bu söyleminden hiç birşey anlamamıştı; ve bir tanesi anlatıcıyı bulmak için koşmaya başlamıştı. Anlatıcının hala yazıyor olması panteri anlatıcının odasına, o klavyenin başına getirir miydi? Aniden panter anlatının odasında belirmişti. İyice yakınlaşmış ve hırlıyordu. Göz göze gelmişlerdi. Sevgili panterimi aniden şahladı ve anlatıcının üzerine atladı...................................................................
Tam o sırada................ gökten dev bir yara bandı düştü. Sevgili panterimiz bu dev yara bandının altında cort bazında cırtlamıştı ki anlatıcı bu panteri ovalarına "Pof" efektiyle geri göndermişti. Yine tam o sırada yemyeşil ovanın üstünde dev bir klavye belirdi ve olacaklar aşikardı..... SON.
Kendi içinde çelişip, yazarın her türlü ilgi odağıyla kendini bütünleştirip, kendisini bambaşka bir organizma gibi düşündüren, ama sadece burada bir yazıdan ibaret olan, şizodelik yazılar serisi Delirius bugün pencaplı yeşil panterlere bulaşarak, onları sizlerle buluşturdu. Dikkat edin klavyenizden bir panter çıkmasın der, iyi geceler dilerim.
Tam o sırada................ gökten dev bir yara bandı düştü. Sevgili panterimiz bu dev yara bandının altında cort bazında cırtlamıştı ki anlatıcı bu panteri ovalarına "Pof" efektiyle geri göndermişti. Yine tam o sırada yemyeşil ovanın üstünde dev bir klavye belirdi ve olacaklar aşikardı..... SON.
Kendi içinde çelişip, yazarın her türlü ilgi odağıyla kendini bütünleştirip, kendisini bambaşka bir organizma gibi düşündüren, ama sadece burada bir yazıdan ibaret olan, şizodelik yazılar serisi Delirius bugün pencaplı yeşil panterlere bulaşarak, onları sizlerle buluşturdu. Dikkat edin klavyenizden bir panter çıkmasın der, iyi geceler dilerim.
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Delirius #21
DUYURU!
Değerli dostlar, can yoldaşları ve "O Telefonu Hemen Bırak Yoksa Beynine Radyasyon Veririm Derneği (OTHBYBRVD)" Üyeleri,
Derneğimiz yönetim kurulu olarak, derneğimizin bu yılki son toplantısını ilk toplantısını yapmadığımız için yapmama kararı aldık. Siz değerli üyelerimizden 6 Aralık 2019'da Ugandadaki "3. Geleneksel Elindeki Cep Telefonunu Halen Bırakmayanlar İçin Beyine Radyasyon Verme Operasyonu" sempozyumumuza teşrif etmenizi beklemekteyiz. Ancak elimizdeki nakit sıkıntısı sebebiyle 2020 yılına kadar bu sempozyumu düzenleyebileceğimiz miktarda parayı toplayabileceğimizi düşünmüyoruz. Dolayısıyla sizlerden derneğimize gönlünüzden koptuğu kadar bağış yapmanızı bekliyoruz. Siz sevgili dernek üyelerimize şimdiden teşekkür eder, saygılarımızı sunarız.
Aman Tanrım
O Telefonu Hemen Bırak Yoksa Beynine Radyasyon Veririm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sevgili Okuyucular,
Delirius Şizodelik Yazılar Serisinin 21. Bölümüne hepiniz hoşgeldiniz. Bugün sizlerle "Bir insanın beyin derisini yüzdüğünüzde acaba canı yanar mı?" konusunu işleyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki insan beyni hissetmez. Deneyimizde insan beynine derisinin yüzülmesi komutunu vermeye çalışıp olacakları izleyeceğiz. Böylece beyninize komut vermeyi de öğrenmiş olacağız.....
Yasal Uyarı: Delirius taklit edilemezdir. Taklit etmeyi düşünen kişilerin beyin derisi bu yasal uyarıyı okuken yüzülmeye başlamıştır bile. Denemeyiniz, denemeye kalkışmayınız.
İnsan beyni biz farkında olmadan çalışan, bir canlı, bir yaratık veya bir ornitorenk benzeri bir ŞEYdir. Hayır değildir. Kendi kendine çalışması, siz farkında olmadan önünüzde duran yapışkan bantı ağzınıza yapıştırmanız manasına gelmez. Sizler bu yazıyı okurken bunu yapmayı düşündünüz. Halbuki şuan aklınızda bahamalara gidip tatil yapmak falan var. İşte böyle böyle ayın 5ine geldiniz. Yarın 6sını görürmüsünüz bilinmez ama, beyniniz siz farketmeden görecektir. Bu yüzden gidip bolca pastırma yiyin.
Bir Delirius'un daha sonuna geldik. İyi geceler. Gündüz olsa bile gece gecedir.
Değerli dostlar, can yoldaşları ve "O Telefonu Hemen Bırak Yoksa Beynine Radyasyon Veririm Derneği (OTHBYBRVD)" Üyeleri,
Derneğimiz yönetim kurulu olarak, derneğimizin bu yılki son toplantısını ilk toplantısını yapmadığımız için yapmama kararı aldık. Siz değerli üyelerimizden 6 Aralık 2019'da Ugandadaki "3. Geleneksel Elindeki Cep Telefonunu Halen Bırakmayanlar İçin Beyine Radyasyon Verme Operasyonu" sempozyumumuza teşrif etmenizi beklemekteyiz. Ancak elimizdeki nakit sıkıntısı sebebiyle 2020 yılına kadar bu sempozyumu düzenleyebileceğimiz miktarda parayı toplayabileceğimizi düşünmüyoruz. Dolayısıyla sizlerden derneğimize gönlünüzden koptuğu kadar bağış yapmanızı bekliyoruz. Siz sevgili dernek üyelerimize şimdiden teşekkür eder, saygılarımızı sunarız.
Aman Tanrım
O Telefonu Hemen Bırak Yoksa Beynine Radyasyon Veririm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sevgili Okuyucular,
Delirius Şizodelik Yazılar Serisinin 21. Bölümüne hepiniz hoşgeldiniz. Bugün sizlerle "Bir insanın beyin derisini yüzdüğünüzde acaba canı yanar mı?" konusunu işleyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki insan beyni hissetmez. Deneyimizde insan beynine derisinin yüzülmesi komutunu vermeye çalışıp olacakları izleyeceğiz. Böylece beyninize komut vermeyi de öğrenmiş olacağız.....
Yasal Uyarı: Delirius taklit edilemezdir. Taklit etmeyi düşünen kişilerin beyin derisi bu yasal uyarıyı okuken yüzülmeye başlamıştır bile. Denemeyiniz, denemeye kalkışmayınız.
İnsan beyni biz farkında olmadan çalışan, bir canlı, bir yaratık veya bir ornitorenk benzeri bir ŞEYdir. Hayır değildir. Kendi kendine çalışması, siz farkında olmadan önünüzde duran yapışkan bantı ağzınıza yapıştırmanız manasına gelmez. Sizler bu yazıyı okurken bunu yapmayı düşündünüz. Halbuki şuan aklınızda bahamalara gidip tatil yapmak falan var. İşte böyle böyle ayın 5ine geldiniz. Yarın 6sını görürmüsünüz bilinmez ama, beyniniz siz farketmeden görecektir. Bu yüzden gidip bolca pastırma yiyin.
Bir Delirius'un daha sonuna geldik. İyi geceler. Gündüz olsa bile gece gecedir.
16 Nisan 2012 Pazartesi
Delirius #20
O geceydi. Koşuyorlar, koşuyorlar ve koşuyorlardı. Arkalarında ne olduğunu bilmiyorlardı ama kovalanıyorlardı. Neden olduğunu da bilmiyorlardı. Sadece önceki gün arkadaşları Tutanya'da kalmışlardı. Sabah da eve geri dönmüşlerdi. Kovalanıyorlardı. Bir apartmana girdiler. İzlerini kaybettirdiklerini sanıyorlardı ki apartmanın önünde bir karaltı görmüşlerdi. Çatıya doğru koşmaya başladılar asansörü olmadan lanet apartmanda. Jamon sigara içiyordu yarı yolda tıkanıverdi. Ama aşağıdan gelen kapı sesinin etkisiyle "bana mısın?" demeyerek aniden koşmaya başladı. Çatıya varmışlardı. Bir helikopter pistindelerdi. Ve aşağı atlasalar cehennemin dibini boylayacakları kadar yüksektelerdi. Yapacakları çok birşey kalmamıştı....
Koşmaya başladılar aniden. Çatı katında oradan oraya koşturuyorlardı heyecandan. Aniden...Durdular. Jamon "Ben açıktım, yemeğe gidelim." dedi ve hemen yan sokaktaki çorbacıya gittiler. SON
Koşmaya başladılar aniden. Çatı katında oradan oraya koşturuyorlardı heyecandan. Aniden...Durdular. Jamon "Ben açıktım, yemeğe gidelim." dedi ve hemen yan sokaktaki çorbacıya gittiler. SON
27 Mart 2012 Salı
oh, YES! ve PsycheSchizophrenia-Haberler
Sevgili okuyucularım; oh, YES! ve PsycheSchizophrenia işbirliği ile sizlere bu kafayı daha güzel yaşatmak amacıyla, yazarınız olarak yarın bizzat bir şizofren bir kişiden ve psikiyatristinden bilgi almak amacıyla bir seminere katılacağımı duyurmak istiyorum. "...çünkü ne hayal ediyorsak, hepsi içimizde..." diyerekten sizlere uykusuz geceler dilerken, gözlerinizin sulanana kadar açık kalmasını umut ederek iyi geceler diliyorum efendim. Beyninize sahip çıkın.
Bir de... "Yazılması Gereken Yazı" başlıklı yazılar şizofrenik konsepti korumak amacıya bir süre için yayından kaldırılacaktır. Zamanı geldiğinde tekrar yerine konulur.
Bir de... "Yazılması Gereken Yazı" başlıklı yazılar şizofrenik konsepti korumak amacıya bir süre için yayından kaldırılacaktır. Zamanı geldiğinde tekrar yerine konulur.
11 Mart 2012 Pazar
Pencaplı Yeşil Panterler 4. Sezon 3. Bölüm
O gün, Pencap'ın yemyeşil ovaları "o" gününde değildi. Panterlerimiz evlerinden dışarı çıkmıyorlar, koşuşturmuyorlar, çarpışmıyorlardı. Ova çok sessizdi. O gün, "o" gün değildi. Ama önceki gün tam bir "o" gündü. Neler olmuştu önceki gün? Pencaplı Bilge Panter'in günlüğünden hep beraber okuyalım...
Panter Günlüğü
52 Habut 3021
Uramba
Sabahın 18inde kalktım bugün sevgili günlük. Bizim panterlerden biri kapımı çaldı. Bana "Bilge Panter" dedi, "Bizim bir maruzatımız var, bilgeliğine ihtiyacımız var" dedi. Beni dışarı çağırdı. Bir Sinsi Sansar Simsar getirmişlerdi ovaya. Cort bazında cırtlamış duruyordu. Aniden bana şu sordu. "Bilge Panter, bu simsarı bir cırtlatmadık, zaten tipi de kaymış, bu simsara nolmuş?" dedi. Hemen Simsarı alıp kulübeme götürdüm. Panterler heyecanla beni bekliyorlardı.
52 Habut 3032
Izar
Sevgili günlük o simsar üzerindeki incelemelerimi sonlandırdım. Ama nedense az önceki panterler kaybolmuşlar. Herneyse. Yaptığım incelemelerde panterin cort bazında cırtlamış olduğu sonucuna vardım. Panterlerime bunu söylediğimde tepki veremediler. Ama donuk bakışlarından anlamış olduklarını anlayarak kulübeme döndüm. Kapımı tam kapattım ki gümlemesine bir ses duydum. Dışarı çıktığımda devasa bir şişe vardı orada. Üzerinden kopüklü bir madde akıyor, panterler o madde içinde yüzüyorlardı. Yaklaşık 1 saat sonra hepsini cort bazında cırtlamış buldum. Ben de yüzmeye karar verdim...
Pencapın yemyeşil ovaları sessizliğiyle duruyorken, gökten devasa boyutlarda 2 porsiyon aspava dürüm düştü. Evlerinde bulunan panterler cort bazında cırtlarcasına uyanmışlardı. O sinsi sansar simsarların ovasına saatte 28600 km hızla gidip bu dürümlerle kafalarına kafalarına vuraraktan onları oracıkta cort bazında cırtlattılar, sonra onları afiyetle yediler. SON.
Panter Günlüğü
52 Habut 3021
Uramba
Sabahın 18inde kalktım bugün sevgili günlük. Bizim panterlerden biri kapımı çaldı. Bana "Bilge Panter" dedi, "Bizim bir maruzatımız var, bilgeliğine ihtiyacımız var" dedi. Beni dışarı çağırdı. Bir Sinsi Sansar Simsar getirmişlerdi ovaya. Cort bazında cırtlamış duruyordu. Aniden bana şu sordu. "Bilge Panter, bu simsarı bir cırtlatmadık, zaten tipi de kaymış, bu simsara nolmuş?" dedi. Hemen Simsarı alıp kulübeme götürdüm. Panterler heyecanla beni bekliyorlardı.
52 Habut 3032
Izar
Sevgili günlük o simsar üzerindeki incelemelerimi sonlandırdım. Ama nedense az önceki panterler kaybolmuşlar. Herneyse. Yaptığım incelemelerde panterin cort bazında cırtlamış olduğu sonucuna vardım. Panterlerime bunu söylediğimde tepki veremediler. Ama donuk bakışlarından anlamış olduklarını anlayarak kulübeme döndüm. Kapımı tam kapattım ki gümlemesine bir ses duydum. Dışarı çıktığımda devasa bir şişe vardı orada. Üzerinden kopüklü bir madde akıyor, panterler o madde içinde yüzüyorlardı. Yaklaşık 1 saat sonra hepsini cort bazında cırtlamış buldum. Ben de yüzmeye karar verdim...
Pencapın yemyeşil ovaları sessizliğiyle duruyorken, gökten devasa boyutlarda 2 porsiyon aspava dürüm düştü. Evlerinde bulunan panterler cort bazında cırtlarcasına uyanmışlardı. O sinsi sansar simsarların ovasına saatte 28600 km hızla gidip bu dürümlerle kafalarına kafalarına vuraraktan onları oracıkta cort bazında cırtlattılar, sonra onları afiyetle yediler. SON.
26 Şubat 2012 Pazar
Endüstriyel Duyarlılık Aşkına 1
Sevgili okuyucular, yepyeni, aniden, kendi kendine, yazarın bile farketmediği bir anda doğuveren, bir seri haline dönüşmesi beklenilen, Endüstriyel Duyarlılık Aşkına isimli ŞizoEndüstrik yazılar serisinin ilk bölümüne hoşbuyurdunuz. Yasal Uyarı tabiki de var: Yazarı taklit etmek beyninizi kalemtraşla açmanıza sebep olacağından, evde, orada, burada denenmesi uygun değildir.
İlk bölüm oh, YES! twitter sitesindeki bu konseptteki tivitlerden oluşacaktır.
-Siz bir kalemin kalemtraş içinde dönerken onun jiletine dokunduğunda çektiği acıyı bilebilir misiniz? Hayır. Ben de bilemem. Kimse bilemez..
-Siz bir kitabı ilk açtığınızda çıkardığı ilk sesten zevk alırken, kitabın o sesi çıkarmak için neler çektiğini bilebilir misiniz? O koku?
-Ya biri gelip de sizi gazoz açacağıyla gazoz kapağını yamulttuğu gibi yamultsaydı? O çıkaracağınız fıss sesini bir düşünün...
-Klavyenizin tuşlarına tivit atarken basan parmaklarınız... ya biri sizin kafanızı tuşlayarak tivit atsaydı? Keske dokunmatik mi olsaydınız?
İlk bölüm oh, YES! twitter sitesindeki bu konseptteki tivitlerden oluşacaktır.
-Siz bir kalemin kalemtraş içinde dönerken onun jiletine dokunduğunda çektiği acıyı bilebilir misiniz? Hayır. Ben de bilemem. Kimse bilemez..
-Siz bir kitabı ilk açtığınızda çıkardığı ilk sesten zevk alırken, kitabın o sesi çıkarmak için neler çektiğini bilebilir misiniz? O koku?
-Ya biri gelip de sizi gazoz açacağıyla gazoz kapağını yamulttuğu gibi yamultsaydı? O çıkaracağınız fıss sesini bir düşünün...
-Klavyenizin tuşlarına tivit atarken basan parmaklarınız... ya biri sizin kafanızı tuşlayarak tivit atsaydı? Keske dokunmatik mi olsaydınız?
7 Şubat 2012 Salı
Pencaplı Yeşil Panterler 4. Sezon 2. Bölüm
O gün, şiddetiyle, gücüyle ve verdiği dehşetle yağan kar Pencaplı Yeşil Panterlerin başına çok nadir gelirdi. Beyaza bürünen Pencap'ın yemyeşil ovaları yemyeşil panterlerin bedenleriyle doluvermişti. Televizyonda izledikleri buzlanma ve kaza haberleri kendilerinin ilgilerini çekmiş, bunu bir eğlence haline getirmişlerdi. Saatte 28600 km hızla koşan sevgili panterlerimiz dünyayı 468 kere turlamalarının hemen ardından ovalarında aniden durmaya çalışıyorlar, ovalarındaki buzlanmadan dolayı dünyanın etrafında 67 kere daha dönüp öyle duruyorlardı. Tabi kimi panterlerimiz birbirleriyle çarpışarak cort bazında cırtlıyorlardı. Bu sırada kahverengi ovalarında masumca ve delice top yaptıkları karları birbirlerine fırlatıp kafalarını gözlerini yaran Sinsi Sansar Simsarlar'ın yaptıkları toplardan birinin tam yoldan geçen bir pantere denk gelmesi, o panterin yolunun sapmasıyla ve hemen kayarak sinsi sansar simsarların ovalarında durmasıyla sonuçlanmıştı. Sevgili panterimiz ne yapsın... eline geçirdiği ilk kartopunu tam o simsarın kafasının ortasına yapıştırıvercekti ki, büyük bir gölge belirdi ovada. Gökten üst üste 3 kocaman kartopu ve bir havuç Sinsi Sansar Simsarların üzerine düşerek onların cort bazında cırtlamasına sebep olmuştu. Elindeki kartopuyla oracıkta kalan panterimiz, o kartopunu yedi. Gökten düşen bu cismin ne olduğunu anlayamayan sevgili panterimiz hemen bilge pantere koşar ve bu cismi ona gösterir. Bütün panter halkı oraya toplanmıştır. Bilge panterin 7 yıl süren araştırmaları sonucunda birşey bulamaması bu cismi onlar için bir totem haline getirmişti ki, cisim yok olmuştu. Tam o sırada gökten düşen bir gaz ocağı ve bir küre, Pencaplı Yeşil Panterler'in oracıkta cort bazında cırtlamasına sebep olmuştu. SON.
2 Şubat 2012 Perşembe
Delirius #19
HEY! Bugün bana katlanıcaksınız. Megoloman, kendimi herşeyin, herkesin üstünde görüyorum bugün.Yani ben bugün dünyanın tepesindeyim. Ellerimde 10ar kiloluk altın kesecikleri, koca bir goril gibi yumruklarımı göğsüme göğsüme vuruyorum. Egom tavan yaptı. Yani şimdi sizce de öyle bir hava vermiyor muyum şu bir kaç cümlemde?
Geçen gün aşırı lüks restoranlardan birindeyim yine, eheh lütfen, İtalyan mezeleriyle marine edilmiş İrlanda ıstakozu yiyorum; şarabım 1763 Prens Sean Lambert'ın sarayının mahzeninden ev yapımı özel kırmızı şarap falan. Herneyse bir adam geldi, üzerinde paçavra bir takım elbise, yani inanabiliyor musunuz takımın üzerinde 2 tane toz parçacığı gördüm ve onlar uçup altın değerindeki ıstakozuma kondular. Yani ne yapmam gerekiyorsa onu yaptım. Geri gönderdim mutfağa, bari fareler yesin de karınları doysun diye. Hemen bir tane daha istedim tabiki. Neyse adam geldi karşıma oturur gibi yaptı. "Dur" dedim "Napıyorsun sen? Ne cüretle karşıma geçiyorsun."
Egom bu kadarmış yani herşeyim dağıldı yahu. Bu da böyle bir delirius bölümüydü işte. Egomu tavan yaptım yazdım normal seviyelere düşüverdi öylece.
Egonuzu haddinden fazla yerlebir edecek derecede yüksek egolu şizodelik yazılar serisi Delirius'dan bugünlük bu kadar. Yasal uyarı: Yazarı taklit etmek aşırı ego yüklenmesi sonucu psikolojik dengesizlik ve hemen akabinde kalıcı fiziksel dengesizliğe yol açar. Denemeye bile kalkışmayınız. İyi geceler.
Geçen gün aşırı lüks restoranlardan birindeyim yine, eheh lütfen, İtalyan mezeleriyle marine edilmiş İrlanda ıstakozu yiyorum; şarabım 1763 Prens Sean Lambert'ın sarayının mahzeninden ev yapımı özel kırmızı şarap falan. Herneyse bir adam geldi, üzerinde paçavra bir takım elbise, yani inanabiliyor musunuz takımın üzerinde 2 tane toz parçacığı gördüm ve onlar uçup altın değerindeki ıstakozuma kondular. Yani ne yapmam gerekiyorsa onu yaptım. Geri gönderdim mutfağa, bari fareler yesin de karınları doysun diye. Hemen bir tane daha istedim tabiki. Neyse adam geldi karşıma oturur gibi yaptı. "Dur" dedim "Napıyorsun sen? Ne cüretle karşıma geçiyorsun."
Egom bu kadarmış yani herşeyim dağıldı yahu. Bu da böyle bir delirius bölümüydü işte. Egomu tavan yaptım yazdım normal seviyelere düşüverdi öylece.
Egonuzu haddinden fazla yerlebir edecek derecede yüksek egolu şizodelik yazılar serisi Delirius'dan bugünlük bu kadar. Yasal uyarı: Yazarı taklit etmek aşırı ego yüklenmesi sonucu psikolojik dengesizlik ve hemen akabinde kalıcı fiziksel dengesizliğe yol açar. Denemeye bile kalkışmayınız. İyi geceler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)