Ben depresyona girdim. Evet şuan. Yani şuan depresyondayım. Depresyon. Dep-rrreess-yyooone. Az önce girdim. Canım istedi. Depresyonlar depti beni. Çünkü depresyon... depresyondur.
Az önce girdim evet. Burası çok güzel. Farklı bir dünya. Heryer dar geliyor. Odam 65 metrekare ama ben şuan 2 metrenin içine tıkılıp kaldım; üstelik boyum da uzamış, 3.59 olmuşum. 6. kattayım ama şuan bana burası 98. katmış gibi geliyor. "İyi bari yüksekteyim, atlayım şurdan kurtulayım bundan" diyorum, aşağı baktıkca boyum biraz daha uzuyor, ayağımı camdan dışarı uzatıyorum yere basıyorum. Ahh tanrım bundan kurtuluş yok sanırım. Aman canım tamam kurtulmayayım. Depresyon bu, deperim gider.
Yemek yemeye çalıştım az önce, haliyle 4 metrelik adamım 5 inek yesem zor doyarım. Ama evde inek yoktu. Ben de Atatürk Orman Çiftliği'ni aradım, bana ordan 5 inek getirirlerse kendilerine 1 lira vereceğimi söyledim. Telefonu suratıma kapattılar. Kimse beni sevmiyor, nasıl bir duygu öğrenmiş oldum. Sonra kasabı aradım. 32 kilo yağsız dana eti istedim. Yağsız istedim. Sağlığıma ve kiloma dikkat eden bir insanım olsun o kadar. 15 dk sonra kapı çaldı. 3 adam zor taşımışlar o kadar eti canlarım. Teşekkür edip kapattım kapıyı. Tekrar kapı çaldı. Yine o 3 adam bana el uzatıyorlar. "Tanrım" dedim, "beni seven birileri çıktı"... Tokalaştık falan tam içeri gideceğim, bir kere daha kapı çaldı. Yine o 3 adam. Para istediler benden. İnanamıyorum, herşey para içinmiş. Hayat niye bana sırtını döndü. Önce AOÇ şimdi de kasap çalışanları. Herşey üstüme üstüme geliyor. Üstelik yemeğimi de yiyemedim. O üzüntüyle boşalttım cüzdanı adamların eline; gittiler.
32 kilo dana etini nasıl pişireceğimi bilemedim. Koca et için tavaya gerek yoktu. Koydum ocağa. Açtım bütün ateşleri ohhh. "Bari bir mutluluğum olsun" falan diye düşündüm. İlginçtir... o et pişti. Bir zevkli, bir güzel yemeğe başladım. Derken midem artık bana "dur" diye bağırmaya başladı aşağıdan. Etten daha 29 parça yemiştim ki artık bunu beceremediğimi farkettim. "Vücudum bile beni reddetmeye başlamış" diye düşündüm. Artık kafamı vücudumdan ayırıp yerine başka bir kafa taksam hiç farketmezdi. Bu hayat beni reddediyor, beni sevmiyordu.
Artık soyut kavramlar bile beni sevmiyordu. "Artık" dedim "bundan kurtulmak lazım" dedim. Postayı koydum. Ben de onları sevmiyordum artık. Hayatı sevmiyordum. Benim içinde yaşadığım kavram "hayat" olamazdı. İsim verdim ona. "Aya". Artık ben ayamı yaşıyorum. Aya beni seviyor ben de onu seviyorum. Çünkü o sadece bana ait. O sadece benim ayam. Başkasının öyle bir ayası yok. Sadece benim. Bu ayada "benim" diyebildiğim birşey var o da ayanın ta kendisi. İşte ben bununla mutluyum.
Sonradan garip düşünceler sardı biryanımı. Bu madem benim ayam, beni bu ayaya kim getirmişti? Hayatım varken annem vardı ama şimdi bir ayam var ve bunun anne diye bir kavramı yok. Bütün kahinatı baştam yaratmam gerek diye düşündüm. Sonra bununla uğraşamayacağımı farkedip geri döndüm hayatıma. Sonra bir baktım odam geri büyüdü, ben kısaldım, 6. kattaki yaşamıma geri dönmüştüm. Depresyonum bitti. Bu da böyle bir depresyondu heralde. "Daha nice depresyonlara" diyelim o zaman. İyi geceler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder