30 Eylül 2011 Cuma
Delirius #14
Herşey geçen hafta başlamıştı. Oradaydı. Kendi gözlerimle görüyordum. Gördüklerime de inanamamıştım. Adeta şok olmuştum. Derken o çıkageldi. Elinde kahvesi, sırtında çantası, diğer elinde cep telefonu ve kafasındaki o garip şeyle. Yürüdü. Yürüdü. Yürüdü ve yürüdü... Odamdaydım, kendimi takvime bakarken buldum. O tarihti. Neler yaşadığımı sadece ben ve ben biliyorduk. O da yanımdaydı. Elinde kahvesi, sırtında çantası, diğer elinde cep telefonu ve kafasındaki o garip şeyle. Yürüdü. Yürüdü. Yürüdü ve yürüdü. Birşey kaybetmişti sanki kafası aşağı sarkık, düşünceli gibiydi. Ardından odamdaki deodoran şişesini buldum; salladım, ama bitmişti. Onu çöpe atmak yerine aldığım yere geri koydum. Onu demişken, o da buradaydı evet. Elinde kahvesi, sırtında çantası, diğer elinde cep telefonu ve kafasındaki o garip şeyle. Yürüdü. Yürüdü. Yürüdü ve yürüdü. Sokaktaki ışık hafif yanıyor, arada soğuktan titrermişcesine yanıp sönüyor ve asla bunu yapmayı bırakmıyordu. Ona bakakalmıştım balkonumda otururken. Ne zaman bitecek bu ışığın çektiği işkence diye... Işık demişken, o da tir tir titriyordu bu akşam semalarında yalnız başına dışarıda aylak aylak dolaşırken. Kim bilir, belki de soğuğu seviyor, bu onun bir çeşit kafasını dinleme yöntemiydi, her günün gerginliğinin ardından. Hemen arkasından bir araba durdu ve biri indi. Elinde kahvesi, sırtında çantası, diğer elinde cep telefonu ve kafasındaki o garip şeyle. Yürüdü. Yürüdü. Yürüdü ve yürüdü. Tam beklediğim bir hareketti, dizine kadar yağmış kara kendini öylece bırakıverdi. Heh, zaten kim bırakmazdı ki kendini böylesine özgür bir beyazlığa. İnsanın içini kıpraştıran o yumuşak zemin. 18. katta oturuyordum ben. Bu kadar yükseklerde hava soğuk bilirsiniz. Elektirkler de kesilmişti. Karanlık korkusu yüzünden duşa girip sıcacık bir suyla kendimi cennette de hissedemiyordum o an. Şimdi o an geldi işte. Şuan yine bakıyorum camımdan, kafamdan sıcak sular boşalıyor, -25 derecede çırılçıplak üşümüyorum, bedenimden dışarı süzülüp, usulca uzaklaşıyor buralardan. Attığı her adımda elimdeki hissiyatı kaybediyorum. Ama çok sakinim; sessizce, arkasına bakmadan, kendinden emin adımlarla gidişini seyediyor, ellerimi açmış kendimi sırt üstü kara bırakıyorum. Elinde kahvesi, sırtında çantası, diğer elinde cep telefonu ve kafasındaki o garip şeyle. Yürüdü. Yürüdü. Yürüdü ve yürüdü.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder